Top
  >  Buradayız   >  Fatsa ve Dolunay Kampı

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Fatsa’da 23 Nisan’ı kutladık. Kibrit ilk defa Fatsa’da kamp yapma şerefine erişti. 2 gece bizi bağrına bastı, rahat rahat uyuduk sağolsun.

  1. gün ( 22 Nisan )

Saati bilmiyorum, bildiğim bi şey var o da Rize’den Rıdvan’ın gelecek olması. Batu’yla birlikte bi vos, bi bus marşa bastık. Batuhan’ın sahil yolundan gitme isteği üzerine lastikler kumbaşındayken sola dönmedi. “Fotoğraf merakı” yüzünden Çaka’da durup 4 dk mola verdik. Bu 4 dakikada abartısız bir şekilde söylemem gerekirse Batuhan’ın 60 tane falan fotoğrafını çektim. Sağolsun o da benim fotoğrafımı çekme zahmetinde bulunmuş. Yola devam ettik, Bolaman’dan çıkarken -batu önde gidiyor- şu dursa da iki köfte yesek diye mırıldandığımı hatırlıyorum.Yedik mi? Hayır. Fatsa’yı geçerek Dolunay’a ulaştık. Kamp yapacağımız yerde fazla kimse yoktu, Altan dedemiz, Şükrü hocamız ve ailemizin vazgeçilmezi Umutcan kardeşimizin varlığı bana 1. gün için yeterli geldi. Biz de yavaş yavaş Kibrit’teki eşyaları dışarı çıkarıp çevre düzenlemesine başladık. Sizce de tuhaf giden birşeyler yok mu? Tabiki var, Rıdvan hala piyasada yok.

Ben Fatsa’ya dinlenmeye, eğlenmeye geldim diye sevinirken birden kendimi geçen seneki etkinlikte olduğu gibi giriş/çıkışı bekleyen görevli gibi hissettim. Gelenleri karşılamak ve onların kamp alanına girişini sağlamak için kıçıkırık bi kilit için dört döndüğümü hatırlıyorum. Sonra saatler ilerledi, yine gelenler oldu derken karnımız acıktı, ızgaralar hazırlanırken Erdinç geldi. Biz ızgarayla ilgilenirken(tavuk olduğu için yaklaşmadım) bi ara Mehmet abimi aradı gözlerim ama kendisi henüz gelmemiş. (Erdinç mutlu oldu tabi, ızgaradaki payı azalmadı diye) ben de tavuk yemediğimi söyleyince tüm Fatsa bi panik bi panik abi sormayın. Anonslar falan… Rıdvancığımla ben çoktan işi halletmişim, onların gelmesini bekliyorum, gelirken sucuk getirecekleri için.

Soframızı kurduk, Mehmet abimiz geldi, bana selam vermeyi unuturak muhabbete daldı, derken “hoşgeldin mehmet abi” diye 3 kelimenin çıktığı ses tonunun Ekin Baykal’a ait olduğunu fark edince Babam ve Oğlum’daki o muhteşem kucaklaşma sahnesi bi an gözümün önüne geldi. Izgaralar sofraya ulaştı, buyurlar, gelsene lanlar, olum niye yemiyonlar duyulurken iki gözümün çiçeği Rıdvan’ın vosvosu gördüm. Kapıcılar Kralı koşarak girişe hareket etti, kapıyı açtı. (kapıcılar kralı benim) Sucuklar gelmiş, bi karşılama töreni yapmazsam haram falan ederler düşüncesiyle kıvılcımları patlattım gitti. Gözlerini boyamış olmalıyım sucuğun parasını istemeyi unuttular. Benim de artık bi püskevitim oldu.

Rize’den gelen o muhteşem çadırı da kurarken büyük mutluluk yaşadım. Her ne kadar “Vosvos to Bus” diyerek level atlamış olsam da çadır kurmanın ve çadırda kalmanın tadı tuzu çok ayrı bi şey abi. Değerini bilin. Dikkat edin çimen,toprak çekmesin sizi uyurken.

Geceye doğru Trabzon ekibi gelince 1. günün misafirlerini tamamlamış olduk derken Ragıp amcamız da geldi. Belki birileri sürpriz yapar Zonguldak’tan çıkar gelir diye bekledim ama Güleroolardan Furkan gelmedi, gelemedi 🙁 Çok bekledim ama bi türlü olmadı.

2. gün ( 23 Nisan )
Gece yatmadan önce “23 Nisan sabahı herkes hazırlıklı olsun saat sekiz buçukta hepinizi uyandıracağım” dedim. Sabah uyandığımda neredeyse herkes uyanmış, bazıları marşa basmış yola çıkmaya hazır 😀 Bu istikrarı sağlayıp kendimi şaşırtmadığım için ne kadar mutlu oldum anlatamam. Eğer çok önemli bir şeyler yoksa uykunuzu bölecek her şeyden kaçının. Erken kalkan yol alır felsefesini de unutmayın. Böyle de çelişkilerle doluyum işte. Kamptakiler uyanınca Kafe De Palet adında bildiğimiz paletlerden oluşturulmuş bir kafeye (cafe değil kafe) gittik. Kahvaltılar edildi, çaylar içildi. Duydum ki Samsun ekibi de yaklaşmış, onları da karşılamak gerek diyerek yolun kenarına çıkıp, toplanma alanına girişinde bekledim. Tabiki terliklerimin bana verdiği yetkiye dayanarak ayakta durdum. Geldiler, öpüştük koklaştık hooop kafenin yolunu tuttuk. Biz üçümüz kahvaltımızı yaptıktan sonra toplanma yerine dönerek davullu zurnalı oyunlar oynayanları izledik. İki gözümün çiçeği, değerli büyüğüm, olmazsa olmazım Hasan abimin o muhteşem oyunlarını gördükçe yerimde duramadım. Bu sırada turuncu t2’den katılımcılara limonata ve kuru pasta ikramları yapıldı. Bi limonatalarını içtim. 

Konu Otizm Farkındalığı olduğundan dolayı, kentin işlek caddelerinden geçerek, minik dostlarımızın hayata vosvoslarımızın penceresinden bakmasına vesile olduk. Güzel gülen gözlerine ufacık katkımız oldu diye çok mutluyuz. Herkes vosvoslarına minik dostlarını alırken, Ragıp amcamız vosvosunu daha fazla minik binsin diye başkasına bırkıp, arkadaşıyla birlikte Kibrit’e geldi. Biz de Ragıp amcamızla birlikte konvoya renk kattık. Kibrit’e övgü dolu sözler söyledi. Şımardık.

Bittiii, toplanma yerine geldiğimizde fazla beklemeden kamp alanına geri döndük. Karnımız acıktı derken Fatsa ekibi yine karınlarımızın guruldamasını duymuş olacak ki, pilav, tavuk sote ve sigara böreği ikramı ile aç karnımızı doyurdu. Tavuk yemediğim için batu o konuya da el attı. Etkinlikte  ISO9001, VOSO1984 onaylı şefimiz Savaş abi döktürmüşte döktürmüş. Keşke her gün etkinlik olsa da karnımız doysa, ooof offf arkadaş…

Yemekleri de hallettikten sonra oturduk, iki muhabbetin belini kırıyoruz. Bu sıralarda kimlerle muhabbet ettiğimi bile hatırlamıyorum. Hatta bu gecede neler yaşadığımıza dair en ufak bi bilgim yok desem yeridir. Hatırlasam bile günleri karıştıyorum, net değil. Saatler geçiyor, insanlar oyunlar oynuyor, türküler söylüyor derken telefon çaldı arayan seko, “ekin kimseyi uyutma yarım saate ordayız” dedi ve ekledi “atakumdan çıkıyoz şimdi” ne güzel. Yarım saate Atakum’dan Fatsa’ya. Bu kadar mı hızlı kullanılır bi araba. (duy bu sesi ernooo)

Geldi, geldiler…
Sucuk ızgarayla az da olsa karnımız doydu. Birayla da güzel gitti. Erno Consept ya da Coconat artık ne derseniz. Olması gerektiği yerde, vosvos kampında buluştuk yine. Varolsunlar!

3. gün

Birileri patates soyuyo ama arada laf sokuyo. Mehmet abimin sesi de geldi. Sonrasında Noyangiller seslendi. Kalktım, ölü gibiyim. Noyanlar sabahın ilk ışıklarıyla yola koyuldular. (bana göre sabah)…

Hopaspor’un şampiyonluk maçı vardı gitmek de lazımdı ama yorgunluk,mesafe ve kampın o anki durumu gidişimize bi şekilde engel oldu. Şampiyon olmamız engellenemedi o çok ayrı bi konu.

Kahvaltı masasında buluştuk. Çayı geç içenlerdenim. 2. bardağı sıraya koyanlara sitemim büyük. Yorgunluğumu anlatabilecek kelimeleri bulamamışım. Saatler ilerledikçe toplanmalar, vedalaşmalar da başladı. Saat kaçta yola çıktığıma dair bilgim yok. Ancak şunu biliyorum, aradan haftalar geçmesine rağmen Kibrit’in içi hala kamptan kalma duruyor, bi toplamak lazım. Yazıktır, günahtır.

Güzel ve yorucu geçen 3 gün, daha çok anlatılması gerekenler var ancak şimdilik detaya girmiyorum. Yarının ne olacağı hiç belli olmaz.

// Anlatılanlarda yanlışlık olabilir, saat/tarih uyuşmazlıkları da olabilir, isim/cisim karışıklıkları da. Özellikle unuttuklarım olacaktır, bu konuda kimsenin şüphesi olmasın. Kesinlikle bir şeyleri unutmuşumdur. Ama önemli olan gönüllerin bir olmasıdır. Anlaşılmaktır, anlamaktır. Sizi seviyorum. Sizi çok seviyorum sevgili insanlar. Diğer insanları üzmeyin, onların bu dünyada güzellikler içinde yaşamaya hakkı var. Anlayın, anlaşın. Olmuyorsa zorlamayın. Kendinize de iyi bakın.

post a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.